Yerel Seçim Arifesinde Şehir Ekonomileri

Şehirler, toplumsal yaşamımızı sürdürdüğümüz ve gerek sosyal gerekse ekonomik yaşam merkezleridir. İçinde yaşayan topluluğun kültürü, inanç hayatı, yaşam tarzı hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar. Toplumların bir yansımasıdır. Özellikle kültüre ve tarihe önem veren topluluklarda şehir mimamirisin ve ruhunun korunduğunu gözlemlemekteyiz fakat dünyamızın birçok bölgesinde artık şehirlerin göç baskısıyla kültürel yozlaşmaya uğradığını, çarpık kentleşme ve kontrolsüz alt ve üst yapı yatırımları ile demografik yapısının bozulduğunu görmekteyiz. Turizm gibi hem büyük istihdam sağlayan hem de gelirin geniş topluluklara dağılmasında etkili olan bir sektör günümüzde bir çok şehrin ekonomisinin bel kemiğini oluşturmakta ve şehirlerin korunmasını teşvik etmektedir. Metropolleşen binlerce yıllık geçmişe sahip kentler artık turizm misyonunu da kaybetmektedir. Son yüzyılda dünyanın bir çok şehri ön plana çıktı ve büyük metropoller haline geldi bunlara örnek olarak; Rio de Jenerio, Mexico City, İstanbul, Pekin, Şangay, Tokyo, New York vb şehirleri sayabiliriz. Bu şehirlere baktığımızda bazılarının metropolköy haline geldiği, çarpık kentleşme, trafik, çevre kirliliği ve kontrolsüz betonlaşma ile yeşilsiz, lüks konutların yanında varoşluklarıyla toplumsal kırılmanın dramatik örnekleri haline dönüştüler. Zengin ülkelerin büyük kentleri ise bu süreci daha kontrollü şekilde geçirdiler ve diğerlerine nispeten durum daha az vahim hale geldi.

Geçtiğimiz yıl Türkiye tarihinin belki de şehircilik anlamında en tartışmalı yılı oldu. Büyük altyapı ve mimari projeler gündemi oldukça işgal etti, özellikle İstanbul bu tartışmalarda ön plana çıktı. Marmaray, Kadıköy-Kartal metrosu, Haliç Metro Köprüsü gibi projelerin açılışı gerçekleştirildi, bunlar hükümetin prestij projeleri olarak lanse edildi ve Türkiyenin uluslararası arenada, EXPO2020 adaylığı ve 2020 Olimpiyatları adaylık süreçlerinde, ülkemizin tanıtımında bir araç olarak kullanıldı. Bu projelerin yanı sıra 3. köprü inşaatı, 3.havaalanı ve Taksim topçu kışlası gibi bir çok proje üzerine büyük tartışmalar ve toplumsal olaylar yaşandı. Şehrin gerçek sahibi içinde yaşayanlardır ve muhakkak ki onların da şehrin geleceği hakkında söz sahibi olmaya hakkı vardır. İstanbul günümüzde hala daha büyük göç almakta ve bu yeni gelen nüfus için sürekli yeni iskan bölgeleri açıp, büyük çaplı konut projeleri gerçekleştirilmekte. HDP adayı Süreyya Önder İstanbulu tek kelimeyle tarif etmek gerekirse İstanbul bir şantiye şehridir demiştir. İstanbul Türkiyenin hem ekonomik hem de kültürel merkezi konumundadır ve bu konumu itibariyle mini bir Türkiye prototipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelişmekte olan ve hızla dönüşen Türkiyeyi bu dönüşümle yaşanan kültürel şokları İstanbulda görmekteyiz.

İstanbulu alan Türkiye’yi alır. Bu söz CHP adayı Sarıgüle aittir ve büyük haklılık payı vardır. Ülke nüfusunun 5’te 1’i İstanbulda ikamet etmekte en önemlisi medya gücü İstanbuldadır. Tüm partiler seçim çalışmalarında başka şehirlerde bile İstanbula yapılacak projelerini anlatıp referans vermesi önemini ortaya koymaktadır. Adana, Bursa, Diyarbakır, Gaziantep gibi nüfusu oldukça yüksek şehirler yeterince     yapılmadığından oldukça kötü kentleştiğini ve tarihi güzelliklerini kaybettiklerini söylersek yalan olmaz. Türkiye yatırımlarını sadece İstanbulda değil diğer tüm şehirlerimize eşit şekilde yapmalıdır. Şehirlerin simgesi konumunda bulunan tarihi caddeler dev reklam tabelalarıyla kaplanmamaları, tarihi binaları dış cephe cam kaplama yapılarak tarihi ruhu öldürülmemelidir. İstanbuldaki İstiklal Caddesi çok dramatik bir örnektir bu durum için.

Nüfus artış hızının yavaşlaması, köyden kente geçişin bitme noktasına gelmesi ve milli gelirde belli bir seviyenin üstüne çıkılması kentlerimizin geleceğine dair daha umutlu bakabilmemizi sağlıyor. En önemlisi de vatandaşlarımızda oluşan kentlerini koruma güdüsünün artık daha fazla kent günahları işlenmesine müsaade etmeyecektir. Umut ediyoruz ki toplumumuzda oluşan bu kentini, yaşam alanlarını koruma algısı yerel yöneticilere yansır ve şehirlerimiz daha yaşanabilir hale gelir. Küçük kentlerde yeni iş ve yatırım imkanları oluşturularak büyük kentlerdeki göç baskısı bir nebze olsa kırılabilir ve şehirlere nefes aldırılabilir. Kısacası medeniyetimizin ve toplumumuz bir yansıması olan şehirlerimiz gelecek nesillere aktardığımız en kıymetli hazinelerimizdir ve onlar için çok geç olmadan bir şeyler yapılmalıdır. Artık yerel yöneticileri seçerken daha özenli davranılmalı, partici yaklaşımdan, dev alt ve üst yapı projelerini referans almaktansa, daha çevreci kültürü ve tarihi koruyan projeleri olan adaylara yönelmeliyiz.

İbrahim Kılıçlıoğlu – Marmara Üniversitesi ’14

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here