Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Politik ve Ekonomik Riskler

Bir tarafta Rusya-Ukrayna gerginliği, bir tarafta Suriye gerginliği, Mısır, Irak, Filistin… derken diğer taraflarda ECB’nin bugünkü toplantısı, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, beklentilerin üzerinde açıklanan enflasyon verileri, iyi gelen ABD verilerinden sonra olası olası FED faiz oranlarının artırılma beklentileri… Gündem çok karışık. Yolumuz sisli, fırtınalı, heyelanlı, yağmurlu.

Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle başlamak istiyorum. Ülkemizde gerek piyasalarda, gerek reel sektörde tüm seçimler piyasada bir belirsizlik havası oluşturmakta, yatırımcı kararlarını bekletmelerine neden olmakta, ekonomik piyasada bir durgunluğa sebep olmaktadır. Durumun böyle olduğunun bilindiği bir ortamda  her iki üç senede bir ortaya çıkan, siyasi istikrarı bozan, politik risklerin artmasına sebep olan seçimlere,Cumhurbaşkanlığı seçiminin eklenerek halk tarafından yapılmasının hiçbir yönden avantajlı olmadığını düşünüyorum. Ne demokratik yönden, ne ekonomik, ne politik… Bu durumla paralel olarak ekonomi bakanımız Nihat Zeybekçi’nin “Kredi derecelendirme kuruluşlarının siyasi mi yoksa ekonomik mi olduğunun belli değildir. Önce bunu tartışmak lazım” sözü aklıma geldi. Kendisiyle aynı görüşteyim. Fakat piyasalar bu konuda rasyonel davranamıyorlar maalesef. Uzun lafın kısası, yok yere seçimlerle ekonomik dengeleri bozmaya gerek yok.

Moody’s’in yarın açıklayacağı Türkiye kredi notu beklentileri piyasalarda bir kısmı fiyatlanmış olsa dahi veri açıklandıktan sonra doların yukarı yönlü seyrine beslemeye devam edeceği yönünde beklentiler fazlasıyla mevcut. Bireysel olarak ben kredi derecelendirme notundan önce CDS primlerini inceliyorum. Keza makro göstergelerde dahi iyileşme mevcutken bir not azaltımı çok mantıklı gelmiyor.

CDS.bireyselyatirimci

CDS Rakamları Ne Diyor?

CDS rakamlarına baktığımızda yaklaşık 4 ay önce 11 Nisan 2014 tarihinde Moody’s Türkiye’nin kredi notunu Baa3 görünümünü negatife çevirmişti. O tarihlerde 200’ler civarında seyreden CDS rakamları o tarihten bu yana tekrar o seviyelere çıkmadı. Ülke riskleri ya CDS’lerde fiyatlanmadı, ya da Moody’s in muhtemel beklenen not düşürme işlemi subjektif bir konu olarak gerçekleşecek. Benim rasyonel beklentim bir indirimin olmaması yönünde. En azından şimdilik…

Euro bölgesinde özellikle finansal kesimde yapılmaya çalışan LTRO(Long Term Refinancing Operation) için orta vadeli belirsizlikler söz konusu. ECB Başkanı Draghi amacını ne kadar da net olarak ortaya koysa dahi tüm ekonomik sistemi düşündüren sorular hala mevcut. Özellikle yapılacak para politikası araçlarının hangi vadede piyasaya etki sağlayacağı netlik kazanmış değil. Nihayetinde bizi FED veya jeopolitik risklerimiz kadar üzeceğe benzemiyor.

Diğer taraftan uzun yıllar süreceğini tahmin ettiğim politik risklerimiz mevcut. Rusya’nın Ukrayna sınırındaki askeri birliklerini güçlendirmesi gerek Avrupa ülkeleri için gerek gelişmekte olan ülke piyasaları için risk algısını daha çok artıracak ve kırılgan beşli tekrar konuşulmaya devam edecek gibi duruyor. Özellikle bu duruma FED’in olası faiz artırma politikasını yakın bir vadeye çekerse gelişmekte olan ülkelerde (Emerging Markets) için sancılı günler geçecek gibi görünüyor.

Orta Doğu Farklı Bir Sorun

Irak’ta, yaşanan iç karışıklıkların artmasıyla birlikte ihracattaki %46 düşüşümüzü, Avrupa ülkeleriyle telafi etmiş de olsak Irak, ihracattaki ürün çeşitliliği bakımından en fazla kalem mal ihraç ettiğimiz ülke olma sebebiyle ihracat rakamlarımızı sektör dağılımı bazında bozucu etkisi fazla olacaktır. Sınır komşusu olmamız hasebiyle hem ticari hem askeri anlamda başucumuzda yanan bir ateş olarak tehdit etmektedir.

Ne kadar gündemin arkasında gibi gözükse de yine sınır komşumuz Suriye’deki iç karışıklık devam etmektedir. Türkiye’nin alacağı olası bir aksiyon için uzun vadeli riskler taşımaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here