Avrupa Merkez Bankası Toplantısından Beklentiler

Avrupa Merkez Bankası (ECB) bir önceki toplantısında politika faizini değiştirmeyerek beklendiği gibi % 0,25’te tutmuştu ve yeni bir adım atmadan önce enflasyon görünümüne dair gelişmeleri bekleme yolunu seçmişti. 5 Haziran’da yapılacak ECB toplantısı ise belki de son ayların en önemli makro ekonomik beklentisi haline geldi. İstihdam oranlarını iyileştirmek için enflasyonu arttırmaya çalışan ECB şu ana kadar sadece faiz silahını kullandı. Yarınki toplantıda ise ana hatlarıyla söz konusu olacak olan senaryolardan biri faiz indiriminin yanında ABD’den sonra yeni bir geniş kapsamlı tahvil alım programı (QE) olabilir mi?

Yeni bir QE programı senaryosu dile getirildiği zaman ekonomistlerin aklına hemen Avrupa Birliğinin yaşadığı yüksek enflasyon dönemleri akla geliyor. Bu nedenle de ECB’de çok büyük söz sahibi olan Alman Merkez Bankası bu çözüme hiç sıcak bakmıyor. Tarihe dönüp baktığımızda da görüyoruz ki çok da haksız değil böyle düşünmekte. Gelin Almanya’nın tarihini beraber inceleyelim ve QE programıyla beraber enflasyon korkusunun sebeplerini gözler önüne serelim.

Birinci dünya savaşının bitişi ile yüklü tazminatlar altında boğulan Almanya, o dönemki adıyla Weimar Cumhuriyeti, Alman MB’nın o zamanki adı olan ReichsBank’ın başına avukat kökenli bankacı olan Prusyalı Dr. Rudolf von Havenstein’ı getirmiş. Dünya hiper enflasyonu ve bunun getirdiği kötülükleri bu adam sayesinde öğrenmiş. Havenstein ilk olarak devlet harcamalarının getirdiği büyük bütçe açıklarını finanse etmek üzere hükumete ihtiyacı olan parayı basmakla işe başlamış. 1921 yılındaki ilk parasal genişleme (QE1) ile enflasyon yavaş yavaş yükselmeye başladığı için en başta bu bir tehlike olarak görülmemiş. Alman halkı fiyatların yükseldiğini anlamış ama bunu paranın çökmekte olduğunun bir işareti olarak algılamamış. Ancak enflasyon ülke parasını değersizleştirip dövizi değerlendirdiğinden sermaye kaçışı hızlanmış ama para basımı bir kere QE patikasına girildiğinden hızlanarak devam etmiş.

1922 yılına gelindiğinde ReichsBank kontrolü kaybetmeye başlayınca enflasyon hiper enflasyona dönüşmeye başlamış, darphaneler deli gibi para basmaya devam etmiş. Basılan para yüzünden değersizleşen Alman Markı öyle bir hale gelmiş ki yemek yemeden önce lokantalar ücreti peşin isterken, işçiler maaşlarına günlük olarak zam almaya başlamışlar ve aldıkları parayı da öğlene kadar mala yatırmışlar. Aksi taktirde boşta kalan para ertesi gün pula dönüyormuş. Öyle ki 1918 yılında emekliliğinde muhteşem bir hayat yaşamaya yetecek bir meblağı bankaya yatıran biri, 1923 yılına gelindiğinde o para ile sadece bir gazete alabiliyormuş. İnsanlar bir el arabası ile dolu para karşılığında sadece bir somun ekmek alabiliyormuş. 29 Ekim 1923’te biz Cumhuriyeti ilan ettiğimizde Almanya’da bir ekmek için 3 milyar mark ödemek gerekiyormuş. Kısacası; enflasyon bir noktaya gelindiğinde kontrolden çıkarak fiyatların 3 günde %100 arttığı bir ekonomiye neden olmuş.

Bu işe dur demek isteyen Alman Hükümeti Havenstein’i görevden alarak ReichsBank’ın başına Hjalmar Schacht’ı getirmiş. Schacht yeni para olarak RentenMark’ı tedavüle çıkartmış. Önceki para olan ReichsMark çöktüğünden RentenMark yaklaşık 1 trilyon ReichsMark değerine yükselmiş. Sonra bu geçici para olan RentenMark yerini tekrar altın standardına dönen ReichsMark’a bırakarak bu çılgın enflasyona bir son getirmiş. 1924 yılına gelindiğindeyse eski marklar sokaklarda büyük bloklar oluşturan çöp haline gelmiş.

Bu zor geçen 4 yıl sonrasında Almanya bir türlü rahata eremedi. Çöken ekonomiyi toparlama noktasında istihdamı artırmak ve ekonomiyi dengeye ulaştırmak için gösterilen çabalar yeterli olamayınca sert ve radikal söylemleri ile Hitler ve ekibi iktidara geldi. Sonuç; büyük bir savaş, dünya ekonomisinde çöküş, ABD’nin gelecekteki dünya liderliğini kesinleştiren Bretton Woods anlaşması…

Bu okuduklarınızdan sonra tekrar bir düşünün bakalım. Bu kadar zor dönemler atlatarak büyük acılar yaşamış olan ve sebep olarak da enflasyonu gösteren Almanya niçin QE programına ve enflasyona sıcak baksın? Siz olsanız tarihte yaşadıklarınızdan sonra FED tarzında bir parasal genişleme programına sıcak bakar mısınız? Bu noktada ECB’nin bir trilyonluk tahvil alım programı söylentisi ne kadar gerçekçi? Tabii ki her şeye karşı hazırlıklı olmalı ve önlemimizi önceden almalıyız. Tek bir şeyden emin olabiliriz ki Mario Draghi yarınki toplantıyı bir aksiyon almadan geçmeyecek. Şu ana kadar piyasaları çok iyi idare etti ancak artık kredibilitesi doldu ve bir adım atılması gerekiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here